
Bazen yarım kalmaz, tamamı o kadardır…
İnsan çoğu zaman bazı şeylerin yarım kaldığını sanır. Yarım bırakılmış cümleler, yaşanamamış sevgiler, söylenememiş duygular… Oysa belki de yarım kalan bir şey yoktur; yaşanan her şey, olması gerektiği kadar yaşanmıştır. Biz tamamlayamadığımızı düşündüğümüz duygular yüzünden eksik hissederiz kendimizi. İçimizde bir boşluk oluşur ve o boşluğu dolduramadıkça mutluluğun da bizden uzaklaştığını sanırız.
Bu eksiklik hissi zamanla hayatın her alanına sızar. Günler daha ağır geçer, geceler daha uzun olur. İnsan kalabalıklar içinde bile yalnız hissedebilir ama gerçek yalnızlık, duygularını paylaşacak kimseyi bulamadığında başlar. Hele bir de insan kendisiyle baş başa kaldığında, zihni geçmişe takılıp durduğunda, bu yalnızlık korkunç bir ağırlığa dönüşür. İşte o zaman mutsuzluk sessizce büyür ve insanı fark ettirmeden bir depresyonun içine çeker.
Belki de asıl sorun yarım kalmak değil, her şeyin mutlaka tamamlanması gerektiğine inanmaktır. Oysa bazı duygular tamamlanmak için değil, yaşanıp bitmek için vardır. Kabul etmek zordur ama bazen bir şeyin tamamı, onun yarım sandığımız hâlidir. İnsan bunu fark ettiğinde, kendine biraz daha şefkatle baktığında, içindeki yük de yavaş yavaş hafifler. Çünkü iyileşmek, her şeyi tamamlamak değil; bazı şeylerin tamamlanmayacağını kabullenebilmekle başlar.
Peki sen neyi seçerdin?
Kalabalıklar içinde yaşanan bir yalnızlığı mı,
yoksa kendinle barışık, kaliteli bir yalnızlığı mı?

Gamze Süzen
