KIYMIK

KIYMIK

KIYMIK

Çocukken başparmağımın tırnağıyla eti arasına küçücük bir kıymık batmıştı. Çıkarabildiğim kadarını çıkardım, gerisinin de çıktığını sandım. Ama bazı şeyler, çıktığını sandığımız hâlde içimizde kalıyor. Belki gözle görünmeyecek kadar küçük oluyorlar ama yıllarca varlıklarını hissettiriyorlar.

O küçücük kıymık da öyle yaptı. Tırnağımın altında kendine sessiz bir dünya kurdu adeta..
Zaman zaman ağrıdı,zaman zaman kırıldı…
Öyle büyük belirtiler vermedi sadece benim anlayabileceğim kadar ince işaretler bıraktı.. Baş parmağım hep bir güçsüz oldu, yıllarca onu istediğim gibi kullanamadım. Alıştım sanıyordum ama aslında sadece onunla yaşamayı öğrenmiştim….

Sonra bir gün parmağımı kapıya sıkıştırdım…

Tırnağım bir anda morardı….Günler geçtikçe şişti….
Hayatımda hissettiğim en şiddetli acılardan biriydi. O acının sonunda tırnağım düştü. Ama bu öyle bir anda olmadı. Aylarca düşmesini bekledim. Düştükten sonra da aylarca yenisinin çıkmasını…

Ve günün birinde yeni tırnağım çıktı.

Eskisinden daha sağlıklıydı. Daha güçlüydü. Daha düzgündü. En şaşırtıcısı ise yıllardır tam anlamıyla kullanamadığım başparmağımın yeniden özgürleşmesiydi. Meğer yıllarca normal sandığım o eksiklik, aslında normal değilmiş.

İşte o zaman anladım.

Hayatta da böyle değil mi?

Zamanında müdahale etmediğimiz, “geçer” diye ertelediğimiz bazı şeyler içimizde sessizce yaşamaya devam ediyor. Biz onlarla yaşamayı öğreniyoruz, onları normal sanıyoruz. Ta ki bir kırılma yaşanana kadar…

Bazen o kırılma canımızı çok yakıyor. Öyle yakıyor ki, kaybettiğimizi düşünüyoruz. Oysa bazı kayıplar, yeninin doğabilmesi için gerekiyor.
Ve tüm çabamıza rağmen bir şey hâlâ düzelmiyorsa, bazen onu bırakmak gerekir.

Ben tırnağımı kaybetmemek için çok uğraştım.

Oysa onu gerçekten kaybettiğimde, aslında yıllardır bana yük olan şeyi geride bıraktığımı fark ettim. Yeni çıkan tırnağım bana sadece sağlığımı geri vermedi bazen iyileşmenin, önce vazgeçebilmekten geçtiğini de öğretti…

KONUNUN TIRNAKLA BIR ILGISI YOKTU…

Yazar; Gamze